MBOX' a hoşgeldiniz...

Thursday, March 8, 2007

Müzisyenin Aşkı

Bir sevdam var.
"Sol" ile "la" notasının arasında.
Melodisini duyduğum her anda,
Gönlüm yanlız sesler arasında.

Anlatmak için birçok yol denedim,
Bir çok ritm ve enstruman.
Anlatamadım derdimi.
Ah! karşılıksız bu sevda.

Olur da, belki birgün...
Notalar anlarsa derdimi,
Daha iyi anlayacaksın
Seni nasıl bestelerle resmettiğimi ...

Thursday, February 15, 2007

Basında Demokrasiye Talep!!!

Son iki haftadır Kurtlar Vadisi Terör adlı dizinin yayınlanmaması için çeşitli kesimlerden gelen tepkiler her yerde bizlere duyuruldu. Şiddet içerdiği ve çocukları kötü etkilediği için yayından kaldırılması bütün rakip basın kuruluşları başta olmak üzere halkın tepkisi diye gözlerimizin önüne serildi. Ve gün itibari ile yayından kalktı. Kına yakan var mıdır bilmiyorum, ama büyük bir sorun var.

Öncelikle bu dizinin başladığı ilk günden beri hep aldığı tepki şiddet var, kavga var, çocuklara kötü örnek oluyor vb. tepkilerdi. Başladığı ve bittiği süre içinde ilgili kurum bu dizinin yayından kalkması için bir harekette bulunmadı, daha doğrusu halkdan gelen tepki hep bu yönde oldu ama insanlar "kaldırın şunu yayından" demedi. Peki şimdi ne oldu da insanlar bir anda bu kadar duyarlı oldu?? Ya da şöyle sorayım soruyu; insanların bu konu ile ilgili duyarlılıklarını harekete geçiren olgu ya da olgular neler?

Bir diğer konu da ülkede insan psikolojisi üzerinde rahatsızlık veren o kadar çok program, dizi ve yayın varken neden özellikle terör gibi daha önce işlenmemiş bir konuyu işlemeye kalkan bu dizi ilk olarak ;ilk olarak diyorum çünkü bundan sonra ne olur bilinmez, devam da edebilirler yayınları kaldırmaya; yayından alındı. Günümüz televizyonculuğu insanları o kadar çok etkiliyor ki... Örnek mi? Hemen vereyim;

Aliye: İnsanlar yıllarca; evet yıl çünkü yanılmıyorsam 2 yıl kadar yayındaydı; Aliye adlı dizideki sorunlarını tartışmadı mı? Bazı kadınlar Aliye' yi evladı bellemedi mi? Bir dizi karakterini ailenin bir ferdi olarak görmek... Bu psikolojik bir sorun değildir de nedir? Ama yayından kalktı mı? Hayır! Peki neden? Gerçek hayatta yaşanan bütün konular dizide bizlere sunulmaktaydı çünkü. Peki Kurtalar Vadisi adlı dizidekiler ne? Daha önce sokaklarda şiddet yokmuş da sanki bu dizi ile şiddet ortaya çıkmış gibi davranmanın alemi ne? Onlarda hergün gazetelerden öğrendiğimiz ya da birebir sokakda karşımıza çıkan şeyler!

Töre,Kan Davası,Berdel Konulu Diziler: Son 4-5 yıldır televizyonda bolca rastladığımız türden diziler bunlar. O kadar çok var ki bunlardan. Peki yaptıkları ne? Bu konuları işleyerek insanlara bunların kötü bişey olduğunu aşılamak. Bu dizilere baktığımızda hepsinin genel olarak bir ortak özellikleri daha var ama! Malumunuz bu tip konular bir ağa veya birkaç ağanın çevresinde gelişen olaylar bütünüdür. Peki bir ağanın, bu dizilere göre, olmazsa olmazı nedir?? Tabanca. Hatta bazı durumlarda daha ağır silahlar. Bu şiddet değil ama değil mi? Peki devam edelim. Bu tip dizilerde namus ile ilgili olumsuz bir durum cereyan ettiğinde namusa leke süren kişiye ne olur? Cevabı siz biliyorsunuz çünkü bunlar diziler dışında malesef halen günümüzde hergün duyabileceğimiz haberlerdendir. Peki bunları gösteren dizilerin içeriğinde şiddet yok mu??

Hal böyle iken başka bir konu daha geliyor akla. Çocukların etkilenmesi durumu... Bundan yaklaşık bir yıl önce televizyon kanallarına bir uygulama geldi. Bildiğiniz üzere şiddet içermesi, korku unsuru içermesi ya da erotiğe kaçan görüntü olması durumunda televizyonlarda yayınlanan programlara küçük sevimli işaretler geldi. Neden? Bundan zarar görebilecek insanlar varsa izlemesinler diye. Şimdi bu durumda bir aile bir dizinin başında bu tip işaretleri göre göre hala çocuğuna izletiyorsa, bana göre "Kurtlar Vadisi kötü. Şiddet var. Çocuğuma zararlı" demeye hakkı yoktur. Hadi çocuğun etkileniyor siz niye izletiyorsunuz çocuğunuza bunları? Sorunu önce kendimizde aramak olmaz ama değil mi? Biz suçlu olamayız hep başkaları suçludur.

Bu konuda daha çok görüşüm var dile getirmek istediğim ama bu kadarı bile yeter. Şimdilik talebim madem insanlar talep etti bu dizi yayından kalktı, o zaman ben de talep ediyorum: "İçinde silah geçen, kavga sahneleri içeren ne kadar program yada dizi varsa kaldırılsın!!" Herşey eşit olmalı ki demokrasi kaybolmasın!!

Wednesday, February 7, 2007

Üç Sayılık Bir Atış

Üç sayılık atış bilindiği üzere bir basket terimi olmakla beraber oyunda zor ama güçlü bir avantaj sağlamaktadır. Ancak yazacaklarımın basketle uzaktan yakından bir alakası yoktur. Günlük hayatta dikkat edilmesi gereken üç önemli noktanın birbiri ile alakası üzerine cümleler sıralayacağım. Öncelikle bu üç noktayı bir inceleyelim;

Çabalamak: Sözlük anlamı ile çabalamak bir işi başarmak için uğraşmaktır. Çabalarımız doğrultusunda sonuçlara ulaşırız. Çabalamak bir anlamda bizim gücümüzün bir göstergesidir.

Görmek: Sözlük anlamı ile görmek göz yardımı ile bir şeyin varlığını algılamak,seçmektir.

Hissetmek: Sözlük anlamı ile hissetmek; sezmek, farkına varmak, anlamaktır. Ayrıca dokunma duygumuzda hissetmektir. Dokunduğumuz şeyleri de hissetmekteyiz.

Şimdi gelelim bu üç kelimenin arasındaki ilişkiye. Açıklamaları yaptığım sıra ile bu üç kelime birbirini tamamlayıcı ve betimleyici niteliktedir. Çabaladığımız kadar görmekteyiz ve gördüğümüz kadarını hissetmekteyiz. Doğal olarak çabalarımızın sonucu hislerimizi de etkilemektedir. Peki genel olarak biz nasıl uyguluyoruz bu ilişkiyi. Evet, biz uyguluyoruz çünkü bu üç olgu bizim hayatımızın bir parçası.

Genel olarak, çevremden yaptığım gözlem ile, insanlar bir şey için çabalarken o şeye verdikleri değere göre çabalamaktadır. Ancak bir şeye çok önem versek de aslında çok fazla çabalamıyoruz. Ya az bi çaba ile ya da yettiği kadarı ile sonuca ulaşmaya çalışıyoruz. Bu durumda da ulaştığımız sonucun yeterli olduğunu sanıyoruz. Ancak ya yanılıyorsak? Ya ulaştığımız sonuçun da arkası varsa? İşte bu soruyu sormuyoruz. Daha çok kolaya kaçıyoruz. Kısacası gerçekte bir şey için çok fazla da çabaladığımız söylenemez. En fazla bir şeyi görmek için çabalamadığımız kadar. Evet, bir şeyi görmek de bazen çaba ister. Bir olayın iç yüzünü görmek için çabalamak gerekmektedir çünkü düz mantık gördüklerimizin yanlış olma ihtimali yüksektir. Peki biz az çabalıyorsak bir olayın, bir durumun iç yüzünü ne kadar görüyoruz. Cevabı belli; "çabaladığımız kadar!" Ya hissetmek? O da çabamıza bağlı çünkü bir olayın bir durumun iç yüzünü gördüğümüz kadarını hissederiz, benimseriz.

Bu üçü arasındaki ilişkiyi görene kadar ben de birçok hata yaptım. Birçok kırgınlık ve yanlış anlaşılmaya sebebiyet verdim. Ancak bu ilişkiyi idrak ettikden sonra da çabalamak, görmek ve hissetmek olgusunun üzerine daha da bir düşer oldum. Bu sayede yaptığım hataları gördüm, hatta bazılarını düzeltmeye bile çalıştım, çalışıyorum da. Aklınızda bulunsun bu ilişki bizim birbirimizle ilişkilerimiz için de önemli. Bu yüzden çabalamak-görmek-hissetmek ilişkisini her türlü ilişki adına; canlılarla ve olaylarla olan, üç sayılık bir atış ile özdeşletiriyorum. Potadan ya da çemberden dönmediği sürece sorun yok =)

Monday, January 29, 2007

Radyo Yayın Saatleri

Öncelikle internet radyo mu Semih' in çabaları ile sayfamın içine taşıdığımı belirtmek isterim. Sayfa açılınca en tepede görünen büyük kare içinde yayın zamanı radyom aktif olarak belirecektir. Ayrıca bir linke tıklamanıza gerek yok.

Bu anlamda belirlediğim programlar ve onlar üzerindeki değişiklikler bu safyanın yan tarafında oluşturacağım bir köşede sürekli olarak duracaktır. İlk programım şu şekilde olacaktır:

Haftalık Yayın Saati: En az 3 gün saat 22:00' den gidebildiği kadar =) ( msn den takip edebilirsiniz)
Program İçeriği: çok çeşitli ve mümkün olduğunca sizin istediğiniz türden şarkılara yer vereceğim.

Önemli not: Program sırasında arasıra kopmalar yaşanabilir. Şu ana kadarki test yayınlarında bu gözlenmiştir ancak zamanla bu durumun düzeleceğini belirtirim! Her türlü sorunuz için bana buradan yada MSN' den ulaşabilirsiniz.

sevgiler,

MUSİC BOX

Friday, January 26, 2007

Bir Veda...

Acı tekrar içimizde. Türk siyasetinin, Türk demokrasisinin ve Türk solunun önemli bir temsilcisini daha uğurladık bugün. Sevenleri yine ordaydı. Büyük atılımlar yaptığı insanlık diplomasisinin üyeleri, mirasçıları ve çalışma arkadaşları hepsi aynı duyguda birleştiler bugün. Siyaset bir bütün oldu bugün. Ve bir kayıp, bir veda daha sahne aldı.

Bıraktıkların ve yaşattıkların için sonsuz teşekkürler. Fikirlerin, yaptıkların, yapmak istediklerin için teşekkürler. Aydınlattığın yol kapanmayacak! Çok az kişiye nasip olacak bir sevgi ile elveda İSMAİL CEM...


ELVEDA...

Wednesday, January 24, 2007

24 Ocak ve üç önemli kayıp...

24 Ocağın hayatımıza belirgin olarak ilk kez girmesi 1980 yılında merhum cuhurbaşkanı, dönemin başbakanlık müsteşarı Turgut Özal' ın ekonomide bir takım atılımlar yapmak adına oluşturduğu ve adını tarihinden alan 24 Ocak Kararlardır. Bu kararlar ile ekonomimiz belli bir dönem çalkantılar yaşamıştır. Ancak 24 Ocağın bizde yarattığı asıl etki 1993 senesine gelindiğinde olmuştur.

Ben tam hatırlamıyorum ama hatıladıklarım ve anlatılanlar doğrultusunda sizlere aktarmaya çalışacağım 1993' ün 24 Ocak' ını. Silivri' de bir akrabamızın evindeydik. Yedi yaşında bir çocuğun televizyon bilinci ile kanalları geziyor belki de bir çizgi film arıyordum. Kanalları gezerken birden bizimkilerin atılması ile irkildim. Haber programı vardı televizyonda. O yaştaki bir çocuk için haber programı ne anlam ifade eder; can sıkıcı bir program. Gerçekten de can sıkıcı bir programmış!! O zaman anlamadığım ancak büyüdükçe açtığı yarayı daha da iyi anladığım bir düşünür, gazeteci ve ülkesi adına, mesleği adına hizmet etmekten başka hiçbir şey yapmayan Uğur Mumcu' nun suikaste kurban gittiği anonsu yapılıyordu. Bir bomba, yitip giden bir can ve demokrasi için kapanması zor bir yara. Çizgiden bir film değildi izlediğim o sırada çünkü çizgiler silinmişti. Kolay gibi gözüküyordu o zamanlar o küçük çocuğa... ve ancak büyüdükçe anlayacaktı o yaşananları. Ne de olsa büyümek acıları anlamaktı, hissetmekti.

Suikastin sekizinci yılına gelindiğinde ise bu sefer saldırıya uğrayan Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan' dı. Akşam saatlerinde açılan televizyon yine kötü bir haber veriyordu, son dakika gelişmesi adında. Ülkesine büyük bir bağlıkla hizmet veren ve Diyarbakır halkının sevip saydığı Gaffar Okkan uğradığı silahlı saldırı neticesinde hayatını kaybetmişti. Ülkemiz adına zarar teşkil eden Hizbullah örgütünün yıpratılması ve yok edilmesi adına yaptığı çalışmaların sonucunu ne yazık ki can vererek almıştır. Kara bir gün daha ülkemizin tam üstümüze düşmüştü ve o küçük çocuk artık acıyı hisseder yaşa gelmişti. O akşam televizyonda gördüklerini unutmayacaktı.

Bugün tam 14 sene geçmişken üzerinden sabah' ın erken saatlerinde yine televizyon başındaydım. Altı gün önce bir başka suikaste kurban giden gazeteci, bir başka can Hrant Dink' in suikaste uğraması ve akabinde gelişenleri takip etmek adına televizyonu açtım. Açtığım haber kanalında gördüklerim ile irkildim. Eski dış işleri bakanı, ülkede demokrasi ile özdeşleşmiş bir başka gazeteci-yazar İsmail Cem tedavi gördüğü hastanede bu sabah hayatını kaybetmişti. Durumu idrak etmek kolay değildi ama bu sefer bir suikast yoktu neyseki!! Bize bu acıyı yaşatan kötü bir hastalıktı. Ülkede halk sevgisini, yurt sevgisini hiç kaybetmemiş bir siyaset adamı, bir gazeteci daha aramızdan ayrılmıştı. Ve tarih yine 24 Ocak' ı gösteriyordu. 24 Ocak bu yüreğe acıyı öğreten gün olarak hayatımda yerini alıyordu...

Bu üç 24 Ocak arasında birçok olay oldu. Demokrasi birçok kez yara aldı ancak o yaralar açıldıkça kapatmak adına yeni çözümler hep üretildi, üretilecek de! 24 Ocak bize belki demokrasi ve ülkemiz adına bize hiç uğurlu gelmedi ancak yıl 365 gün. Biri gider, kalır 364 gün. Yeter ki demokrasi adına ülkemiz adına umudumuz hep olsun...

Son olarak Uğur Mumcu' nun, Gaffar Okkan' ın ve İsmail Cem' in anısına saygıyla... Rahat uyuyun yurdumun hiç sönmeyecek güneşleri ...

Deniz üstü köpürür
Kayığa da binsem götürür
Benim de şu cihana gelişim
Bir güzelden ötürü...
Deniz üstü yelkenden,
Ecel geldi erkenden...

Denizin ortasında,
Mum yanar sofrasında,
Benim de şu cihandan gidişim,
Memleket sevdasından...

Benim de bu cihandan gidişim,
Memleket sevdasından, memleket sevdasından,
memleket sevdasından, memleket sevdasından...








Tuesday, January 23, 2007

Music Box on air!

music box olarak internet radyomu kurmuş bulunmaktayım. yayında olduğum zamanlarda ana sayfamda yer alan radio linkine tıkladığınız zaman yayınıma ulaşabilirsiniz. sorun yaşadığınız taktirde bana comment kısmından yada ,msn adresimi bilenler için, msn' den ulaşabilirsiniz. genel olarak her akşama farklı bir konsept hazırlamayı planlıyorum ancak duruma göre ve isteğe bağlı olarak her türlü değişikliği yapmamız mümkündür. şimdilik bu konuda söyleyeceklerim bu kadar. hep birlikte güzel yayınlar geçirmemiz dileği ile...

sevgiler,

music box.

Başlangıç

yayın hayatıma ilk başlangıcım. bundan sonra birşeyler yazmak istediğimde bu sayfayı kullanacağım. geniş kitlelere seslenmek adına yararlı olacağını düşünüyorum. fikirlerini paylaşmak isteyen herkese açık bir blog olacaktır. zamanla daha da gelişeceğini umuyorum.

sevgiler,
music box