24 Ocağın hayatımıza belirgin olarak ilk kez girmesi 1980 yılında merhum cuhurbaşkanı, dönemin başbakanlık müsteşarı Turgut Özal' ın ekonomide bir takım atılımlar yapmak adına oluşturduğu ve adını tarihinden alan 24 Ocak Kararlardır. Bu kararlar ile ekonomimiz belli bir dönem çalkantılar yaşamıştır. Ancak 24 Ocağın bizde yarattığı asıl etki 1993 senesine gelindiğinde olmuştur.
Ben tam hatırlamıyorum ama hatıladıklarım ve anlatılanlar doğrultusunda sizlere aktarmaya çalışacağım 1993' ün 24 Ocak' ını. Silivri' de bir akrabamızın evindeydik. Yedi yaşında bir çocuğun televizyon bilinci ile kanalları geziyor belki de bir çizgi film arıyordum. Kanalları gezerken birden bizimkilerin atılması ile irkildim. Haber programı vardı televizyonda. O yaştaki bir çocuk için haber programı ne anlam ifade eder; can sıkıcı bir program. Gerçekten de can sıkıcı bir programmış!! O zaman anlamadığım ancak büyüdükçe açtığı yarayı daha da iyi anladığım bir düşünür, gazeteci ve ülkesi adına, mesleği adına hizmet etmekten başka hiçbir şey yapmayan Uğur Mumcu' nun suikaste kurban gittiği anonsu yapılıyordu. Bir bomba, yitip giden bir can ve demokrasi için kapanması zor bir yara. Çizgiden bir film değildi izlediğim o sırada çünkü çizgiler silinmişti. Kolay gibi gözüküyordu o zamanlar o küçük çocuğa... ve ancak büyüdükçe anlayacaktı o yaşananları. Ne de olsa büyümek acıları anlamaktı, hissetmekti.
Suikastin sekizinci yılına gelindiğinde ise bu sefer saldırıya uğrayan Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan' dı. Akşam saatlerinde açılan televizyon yine kötü bir haber veriyordu, son dakika gelişmesi adında. Ülkesine büyük bir bağlıkla hizmet veren ve Diyarbakır halkının sevip saydığı Gaffar Okkan uğradığı silahlı saldırı neticesinde hayatını kaybetmişti. Ülkemiz adına zarar teşkil eden Hizbullah örgütünün yıpratılması ve yok edilmesi adına yaptığı çalışmaların sonucunu ne yazık ki can vererek almıştır. Kara bir gün daha ülkemizin tam üstümüze düşmüştü ve o küçük çocuk artık acıyı hisseder yaşa gelmişti. O akşam televizyonda gördüklerini unutmayacaktı.
Bugün tam 14 sene geçmişken üzerinden sabah' ın erken saatlerinde yine televizyon başındaydım. Altı gün önce bir başka suikaste kurban giden gazeteci, bir başka can Hrant Dink' in suikaste uğraması ve akabinde gelişenleri takip etmek adına televizyonu açtım. Açtığım haber kanalında gördüklerim ile irkildim. Eski dış işleri bakanı, ülkede demokrasi ile özdeşleşmiş bir başka gazeteci-yazar İsmail Cem tedavi gördüğü hastanede bu sabah hayatını kaybetmişti. Durumu idrak etmek kolay değildi ama bu sefer bir suikast yoktu neyseki!! Bize bu acıyı yaşatan kötü bir hastalıktı. Ülkede halk sevgisini, yurt sevgisini hiç kaybetmemiş bir siyaset adamı, bir gazeteci daha aramızdan ayrılmıştı. Ve tarih yine 24 Ocak' ı gösteriyordu. 24 Ocak bu yüreğe acıyı öğreten gün olarak hayatımda yerini alıyordu...
Bu üç 24 Ocak arasında birçok olay oldu. Demokrasi birçok kez yara aldı ancak o yaralar açıldıkça kapatmak adına yeni çözümler hep üretildi, üretilecek de! 24 Ocak bize belki demokrasi ve ülkemiz adına bize hiç uğurlu gelmedi ancak yıl 365 gün. Biri gider, kalır 364 gün. Yeter ki demokrasi adına ülkemiz adına umudumuz hep olsun...
Son olarak Uğur Mumcu' nun, Gaffar Okkan' ın ve İsmail Cem' in anısına saygıyla... Rahat uyuyun yurdumun hiç sönmeyecek güneşleri ...
Deniz üstü köpürür
Kayığa da binsem götürür
Benim de şu cihana gelişim
Bir güzelden ötürü...
Deniz üstü yelkenden,
Ecel geldi erkenden...
Denizin ortasında,
Mum yanar sofrasında,
Benim de şu cihandan gidişim,
Memleket sevdasından...
Benim de bu cihandan gidişim,
Memleket sevdasından, memleket sevdasından,
memleket sevdasından, memleket sevdasından...

